Kısaca Ejdermüzik hakkında

1965 yılinda babamız Ejder Güleç, ustası İbrahim Bayraktar'ın vefatından sonra kurduğu kendi atölyesinde Kanun, Ud ve Tambur imal etmeye başlamış, kısa sürede yaptığı kanunlar beğenilip, siparişler artmaya başlayınca ud ve tanbur imalatını durdurma kararı almış. Babam, kanun imalatında, eski ustaların kullandığı ağaçları kullanmış, birçok ağaçtan ses tablosu denemiş, en iyi tınıyı veren çınar ağacında karar kılmış. Ejder Güleç, 1979 yılına kadar atölyesinde yanlız çalışmış aynı yıl içinde büyük abim Bülent Güleç'in atölyeye katılmasıyla kısa sürede mesleğini öğretmiştir. Bu yıldan sonra kanun imalatınin ahşap kısmının yapımını Bülent Güleç üstlenmiş, babam ise sadece mandal çakımına yönelmiştir. 1983 yılının yaz tatili dönemi babam ve abimin yanına atölyemize, çıraklık yapmak için bende gidip gelmeye başladım. Babam ve abimden kısa sürede kanun imalatına dair birçok şey öğrendim. 1983 yılından itibaren ben de atölyenin bir ferdi olarak çıraklık ve kalfalık yapma mutluluğuna eriştim.

Ejder müzik ailesindeki çalışmalarımıza 2 Temmuz 2014 yılında ebediyete uğurladığımız babamız, Ejder Güleç'in ışığında devam etmekteyiz. Saygı ve rahmetle anıyoruz.

Levent Güleç kimdir?

1969 yılında İzmir'de doğdum ilk ve orta okulu İzmir/Altındağ'da okudum. Ayağımdan yaşadığım sağlıksal sorunlar sebebiyle bir dizi ameliyatlar geçirdim ve okuluma devam edemedim. 1983 yılında babam Ejder Güleç ve abim Bülent Güleç'in yanında atölye çalışmalarıma başladım. Bu dönemde Kanun sazının yanı sıra Ud ve Tambur imal etmekteydik. Birçok sazendeyi ağırladığımız mezarlıkbaşındaki atölyemizin darlığı nedeniyle Şirinyer'de hala kullanmaya devam ettiğimiz, atölyemizi 1988 yılında rahmet babam Ejder Güleç'in önderliğinde kurduk. Burada kanunun telleninceye kadar olan kısmını biz yaparken, babam kanunlara mandal çakım işlemini yapmaktaydı. 1994 yılında eşim Nazan Güleç ile hayatımı birleştirdim. 1997 yılında oğlum Kaan Can Güleç doğdu. Atölyemizde birbirinden değerli birçok saza imza atmanin mutluluğu ile işime canı gönülden sarıldım. Ürettiğim her bir sazda yeni şeyler öğrenmenin; "bu işin çıraklığının bitmediğini" her geçen gün "yeni şeyler" öğrenmenin hazzını yaşayarak mesleğime devam etmem gerektiğini daha iyi anladım.